
Berlin, Almanya (Weltexpress). Donald Trump’ın İran’ın direnişinden çok daha fazla endişe vermesi muhtemel bir sorunu var: Kongre’deki direniş. 3 Haziran’da Temsilciler Meclisi’nde kazandıkları oylama zaferiyle Demokratlar, Trump’ı İran’a karşı savaş konusunda dizginlemek istiyor.
Bir ABD başkanının ABD Kongresi’nin onayı olmadan başlattığı bir savaşın ilk 100 gününden sonra, Kongre’nin her iki meclisi (Temsilciler Meclisi ve Senato) savaşın devam etmesine karşı çoğunlukla oy kullanırsa, “Savaş Yetkileri Kararı” kapsamında savaşı durdurma imkânı vardır. Bu durumda, başkanın 60 gün içinde tüm ABD birliklerini onaylanmamış düşmanlıklardan çekmesi istenir; ancak güvenli bir geri çekilmeyi sağlamak için 30 günlük bir uzatma imkanı vardır.
3 Haziran Çarşamba günü, ABD Temsilciler Meclisi, 215’e karşı 208 oyla, Başkanı İran’a karşı askeri operasyonları ya sonlandırmaya ya da Kongre’den açık bir yetki almaya zorlayacak bir karar kabul etti. Dört Cumhuriyetçi, Demokratlarla birlikte oy kullandı – İngiliz haber ajansı Reuters, şimdiye kadar bağımsız bir siyasi güçten ziyade “Trump hayran kulübü” olarak görünen bir partide bu durumun dikkate değer olduğunu belirtti.
Şimdi asıl soru şu: Bu sadece sembolik bir gösteri mi, yoksa gerçek bir güç dengesinin başlangıcı mı? Cevap muhtemelen ikisinin arasında bir yerde yatıyor. Çünkü öncelikle kararın Senato’dan da geçmesi gerekiyor. Orada, birkaç Cumhuriyetçi senatör Trump’ın İran politikasına şüpheyle yaklaştıklarını zaten belirtmiş durumda. Ancak çoğunluk hiçbir şekilde garanti değil. Ve Senato onaylasa bile, Trump veto hakkını kullanabilir. Ancak bunun geçersiz kılınması için Kongre’nin her iki meclisinde de üçte iki çoğunluk gerekli, ki bu da şu anda neredeyse imkansız görülüyor, diyor New York Post‚un bir haberi. Yasal açıdan bakıldığında, Trump’ın eli kolu bağlı değil.
Ancak siyasi açıdan durum farklı. Oylamanın asıl önemi, Cumhuriyetçi muhaliflerin desteğiyle İran savaşına karşı bir muhalefetin ilk kez Kongre’de görünür hale gelmiş olmasıdır. Aylarca süren enerji fiyatlarındaki artış, halk arasında artan savaş yorgunluğu ve giderek kaotik hale gelen Orta Doğu politikasının ardından, sadık Cumhuriyetçiler bile Başkan’ın bu otoyolda yeni ve sonsuz bir savaşa giden yolda bir çıkış olup olmadığını ve nerede olduğunu hala bilip bilmediğini sorguluyor.
Trump’ın gelecekteki İran politikası için bunun anlamı tek bir şey olmalı: ihtiyat. Bu nedenle Trump, gelecekte askeri tırmanışlardan çok müzakerelere daha fazla ağırlık verecektir; pasifist nedenlerden ötürü değil – Trump bu rolü her zaman sadece oynamıştır – ama İran’a karşı açık bir savaşın iç politikada giderek daha zehirli sonuçları olacağı için. Buna ek olarak, İran’ın gerçekten nükleer caydırıcılık kapasitesine sahip olduğu yönündeki değerlendirme de kabul görürse, Beyaz Saray üzerindeki baskı daha da artacaktır.
Başka bir deyişle: İran’ın nükleer caydırıcılık gücü ister sahte ister gerçek olsun, ABD’nin İran’a karşı büyük bir kara savaşı başlatma olasılığı azalıyor. Bu durum, Trump’ın İran’a karşı bu suç niteliğindeki saldırı savaşındaki İsrailli suç ortaklarının hiç hoşuna gitmeyecek bir ABD-İran anlaşmasının olasılığını da artırıyor.
Ve işte Trump’ın bir sonraki sorunu da tam burada yatıyor. İsrail’den gelen haberlere göre, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki oylama bir alarm sinyali olarak algılanmış. İsrail hükümeti, tüm stratejik hesaplamalarını, Washington’un sadece İran’ı yenmekle kalmayacağı, aynı zamanda Netanyahu’nun umduğu gibi parçalanmış İran kalıntılarına da her zaman askeri baskı uygulayacağı varsayımına dayandırmış.
Netanyahu, geçtiğimiz aylarda bir mantra gibi İran’a nükleer programını yeniden inşa etme fırsatı verilmemesi gerektiğini söyledi. Savunma Bakanı Israel Katz son olarak, İran’ın nükleer faaliyetlerini yeniden başlatmasının İsrail’in tepkisini tetikleyeceği uyarısında bulundu. Mesaj açık: İsrail için ABD’nin Tahran ile kalıcı bir uzlaşmaya varması kabul edilemez. Bu nedenle, son günlerde İsrail medyasında da Trump’ın politika değişikliğine yönelik eleştirel sesler giderek daha fazla hakim oluyor. Trump’ın Netanyahu’yu içerde sert bir şekilde eleştirdiği ve onu “crazy” (deli) olarak nitelendirdiği yönündeki haberlere özellikle öfkeyle tepki gösterildi. İsrail’deki yorumlarda, Washington’un İran’la ayrı bir barış anlaşması yapmayı hedeflerken, İsrail’in stratejik sonuçlarla tek başına baş başa kalabileceği açıkça tartışılıyor. Bunu Al Jazeera bildirdi.
Bunda da, tek başına kalan İsrail’in, konvansiyonel olmayan yöntemlerle kendi askeri adımlarını atmaya kalkışabileceği tehlikesi yatıyor.















