Berlin, BRD (Weltexpress). Federal Şansölye Friedrich Merz, ekonominin toparlanması için Almanların “tekrar daha fazla ve daha verimli çalışması” gerektiğini [1] talep ediyor. Berlinli politikacılar, hizmetkar medya ve hatta ekonomi temsilcileri, bu düşüşün nedenleri hakkında sıkı bir sessizlik içinde: Bunun önemli bir nedeni, Almanya’nın Rusya’dan aldığı ucuz gaz ve petrol tedarikinin büyük olasılıkla ABD tarafından kesilmiş olmasıdır.
Aynı zamanda, Federal Şansölye ve diğer Berlinli politikacılar, Almanya’dan zaten milyarlarca euro yardım almış olan, çöküşün eşiğinde olan Ukrayna’nın milyarlarca euro daha ve silah tedarikiyle desteklenmesi gerektiğini söylüyorlar. Ukrayna ordusunun Batı’nın özgürlüğünü savunduğu iddia ediliyor. Ukrayna’nın bir vekalet savaşı yürüttüğü ve bu muazzam ödemelerin Alman halkını yoksulluğa sürüklediği konusu ise gündeme getirilmiyor. Aynı şekilde, şu anda Almanya’da bulunan bir milyondan fazla Ukraynalıya yapılan yardımlar da gündeme getirilmiyor.
Buna ek olarak, Alman Federal Meclisi, 2025 yılının başında, seçimlerden sonra, yeni Federal Meclis toplanmadan önce kısa vadeli bir anlaşmaya vardı. Silahlanma ve çürümüş altyapıya yatırım yapmak için bir trilyon avroluk özel bir fon oluşturulması kararlaştırıldı. [2] Ayrıca, askeri harcamaların artık Anayasa’da daha önce yer alan borç freni ile sınırlandırılmayacağına karar verildi. [3] Bu fren, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin bütçesinde gelir ve giderlerin temel olarak kredi almadan dengelenmesini öngörüyordu. Dolayısıyla gelecekte savaşa hazırlık için sınırsız harcamalar mümkün olacak.
Silahlanma için ayrılan astronomik meblağlar, Almanya’nın “savunma hazırlığı”na hizmet edecek. Bunun gerekçesi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettikten sonra Batı Avrupa’yı da işgal etme niyetinde olduğu iddiası. Vladimir Putin’in bu tür bir niyeti defalarca reddettiği [4] gerçeği, aldatma manevrası olarak nitelendiriliyor. Batı tarafından engellenen, Rus hükümetinin 2015 Minsk Anlaşması ve 2022 ilkbaharında İstanbul’da yapılan müzakerelerle Ukrayna çatışmasını çözme çabaları da unutulacak.
Batı Avrupa hükümetlerinin, Kiev’de darbe girişiminden birkaç ay sonra Obama yönetimi tarafından zorlanmalarına rağmen, kendi ekonomilerine zarar verecek şekilde Rusya’ya yönelik yaptırım politikasını sürdürdükleri gerçeği de gizlenmektedir. Dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joseph Biden, 2 Ekim 2014’te Cambridge/Massachusetts’teki Harvard Kennedy School’da yaptığı bir konuşmada şöyle övünmüştü:
„Putin’e basit bir seçim sunduk: Ukrayna’nın egemenliğini saygı gösterin ya da giderek artan sonuçlarla karşı karşıya kalın. Böylelikle, dünyanın en büyük gelişmiş ülkeleri Rusya’ya gerçek maliyetler yüklemeye ikna edebildik. Doğru, [AB] bunu yapmak istemiyordu. Ama yine de Amerika’nın liderliği ve ABD başkanının ısrarı, hatta Avrupa’yı sık sık zor durumda bırakarak, harekete geçmesini ve [Rusya’ya] maliyet getirmek için ekonomik dezavantajları göze almasını sağladı. Sonuçları ise Rusya’dan büyük bir sermaye kaçışı, doğrudan yabancı yatırımların tamamen donması, rublenin dolar karşısında tarihi bir düşük seviyeye inmesi ve Rus ekonomisinin resesyona girme eşiğine gelmesi oldu.“ [5]
Batı Avrupa hükümetlerine dayatılan bu yalancı, insanlık dışı politika, Donald Trump’ın Rusya ile uzlaşma çabalarına rağmen, Biden hükümetinin görevden ayrılmasının ardından sözde İstekli Koalisyon tarafından kendi başına sürdürülüyor. Avrupa Birliği’nin ve özellikle Almanya’nın bu nedenle giderek daha fazla kenara itildiği gerçeği, suçlu bir şekilde görmezden geliniyor. Sonuçları ortada. Berlin hükümeti ve Avrupa Komisyonu’nun halkın çıkarlarına aykırı politikalarını daha ne kadar sürdürebilecekleri ise henüz belli değil.


















